100 km Hız, Kaç Dakikadır?
Hızlıca ilerleyen bir günün içindeyim. Kayseri’nin sakin ama bir o kadar da hızlı geçen akşamında, arabanın direksiyonunu elime alıp yola koyulacağım. Kafamda tek bir soru var: 100 km hız kaç dakikadır? Yavaş yavaş bu soruyu bir hayat dersine dönüştürüyorum, biraz kafa karıştırıcı olsa da, bazen soruların cevapları, yolculuk sırasında daha çok keşfedilir.
100 km Hızla Hızlanmak
Hızla ilerlediğimde, yüzümdeki rüzgarın etkisiyle gözlerimi kısıp ileriye bakıyorum. Yol bir çizeyim gibi uzanıyor önümde. Kayseri’nin o geniş caddelerinde, asfaltın üzerine dökülen ışıklar, her şeyin bir süre sonra belirsizleşmesini sağlıyor. Gözlerim ilerideki birkaç kilometreyi görse de, her şey o kadar hızlı geçiyor ki, zamanı ne kadar iyi anladığımı sorguluyorum.
Düşünüyorum, 100 km hız ne kadar sürer? 100 kilometreyi düşündüğümde, mantıkla çözmeye çalışıyorum. Gözüm, arabanın kilometre göstergesinde dönüp duran rakamları takip ederken, hız 100 km’ye çıktığında beynim çözüm aramaya başlıyor. Bu sorunun cevabını hızla bulmalıyım ama bir yandan da bu hızın taşıdığı duygulara teslim oluyorum.
60 dakikada 100 kilometre gitmek ne kadar uzun bir yolculuk gibi gelirken, aynı hızla her şeyin çok hızlı geçtiğini fark ediyorum. Zamanın içindeki duygularım, tıpkı bu hız gibi… Birden, bir dakika daha hızlı geçiyor, belki de bir saat kadar. Bazen yaşamın, içindeki duyguların hızına yetişmek ne kadar zor! Zihnimde düşündükçe, “100 km hız kaç dakikadır?” sorusu da çok basit bir soru olmaktan çıkıyor. 60 dakika mı? Yoksa hayat, hızla geçerken bir dakika daha mı kayboluyor?
Kayseri’nin Gece Işıkları ve İçimdeki Boşluk
Yolculuk devam ediyor, Kayseri’nin ışıkları geceyi kucaklarken, içimdeki boşluk bir parça daha büyüyor. Yola çıkmadan önce aslında bir amacım vardı. Ama yolda hızla ilerlerken, bazen amacın ne olduğu, ne kadar önemli olduğu sorgulanıyor. Bazen sadece yolun kendisi önemli oluyor.
Bir zamanlar hızlıca gitmek, amacın ne olduğu sorusunu zorlaştırıyordu. Ama bu gece, düşündükçe içimdeki boşluk daha da derinleşiyor. Zamanın hızıyla, her şeyin geçiciliği beni korkutuyor. 100 km hızla ilerlediğimde bir süre sonra, yolda geçirdiğim 60 dakika, bir ömre dönüşüyor. Neden, neden her şey bu kadar hızlı geçiyor? Belki de bu hız, kendi yaşamımda kaybettiğim bir şeyin simgesidir.
Hızın İçindeki Duygular
O an içimi bir karamsarlık kaplıyor. 100 km hızla geçecek 60 dakikayı düşündükçe, zamanın hızıyla aynı hızda kaybolan hayallerim ve korkularım var. Ama belki de hızlı geçmeyen tek şey, korkularımdır. Kendimle yüzleşmem gereken bir gerçekle karşılaşıyorum; ne kadar hızlı geçerse geçsin, zamanın içinde kalmak zorundayım.
Bazen hızın içinde kaybolduğumuzu düşündüğümüzde, geriye bakmak zor olur. Ama bazen de geri dönmek, hızla kaybolan hayalleri yakalamak gerekir. O kaybolan hayalleri yeniden canlandırabilmek için durmak gerekir. Hız, sadece bir kaçış olabilir, ama bir yandan da her anın değerini anlamamızı sağlar. Ne kadar hızlı olursa olsun, her bir saniye çok kıymetli.
Bir Dakika Daha, Ama O Anı Yaşamak
Yolculuğun sonunda, 100 km hızla 60 dakikayı geçirdim ama ne kadar zaman geçtiğini hala tam olarak anlayamıyorum. Bir dakikalık düşünce aralığı, yılları kapsayacak kadar yoğun bir hisle geçiyor. Kayseri’nin ışıkları artık biraz daha uzakta ve ne kadar hızla gittiğimi, ne kadar hızla yaşadığımı fark ediyorum. Ama sonrasında anlıyorum ki; o hızın içinde kaybolmak, aslında hayatın anlamını bulmakla ilgili.
Bir dakika bile olsa, her saniye değerli. Sadece ilerlemek değil, her anı hissederek yaşamak gerek. Sonuçta, 100 km hızla geçen 60 dakika değil, o 60 dakikanın içindeki her bir anı, her bir duyguyu yaşamak önemli.
—
Zamanın hızına uyum sağlamak, bazen hayatta ne kadar hızlı gittiğimizi anlamamıza yardımcı olur. Ama unutmayın, hızla geçse de her an kendi değerini taşır.